West Side Story/Batı Yakası’nın Hikâyesi” deyince akla ilk Natalie Wood’lu 1961 yapımı film gelse de onun kökenini 1957 tarihli Broadway müzikali, onun da temelini Shakespeare’in “Romeo ve Juliet” oyunu oluşturuyor. Bütün yollar, birbirine âşık olan düşman taraflardan bir kadın ve bir erkeğin hiç eskimeyen trajedisine çıkıyor. Tam da Shakespeare’in şanına yakışır şekilde…
Hikâyemiz, New York’un Batı Yakası’nda geçiyor. Hispanik Köpekbalıkları ile Beyaz Jetler, aynı mahallede yaşayan ama birbirinden ölesiye nefret eden iki grup. Köpekbalıkları’nın lideri Bernardo’nun kız kardeşi Maria ile Jetlerin kurucularından Tony birbirine âşık oluyor. Aşklarının önünde kendi klanları, arkadaşları ve akrabaları olunca kavuşmak iyice zorlaşıyor.
“West Side Story”nin neden yeniden çektiğini filmin en başında anlatıyor aslında Spielberg. Orijinal filmdeki havadan çekimde, gelişen New York merkezinden eski mahalleye doğru kayar kamera. Yeni filmde ise yıkık dökük, kentsel dönüşüm içindeki bir mahalleyi gösteriyor Spielberg bize. Yeni evler ve sanat merkezi inşa edilmek üzere eski binalar yıkılıyor. Sanki yönetmen de “Saving Private Ryan/Er Ryan’ı Kurtarmak”taki savaşta harabeye dönmüş o yeri anımsatan bir ortamda çekiyor kendi aşk müzikalini. Hatta Scorsese’nin “Gangs of New York/New York Çeteleri”ndeki o geçiş dönemine selam yolluyor gibi… Belli ki eski müzikallerle birlikte klasik ruhunun da ölmesinden şikâyet ediyor; belki de kendi filmlerinin yeni nesillerce eski tarzda diye yorumlanmasına cevap veriyor. Asıl şaşırtıcı olan ise Spielberg’in, Tony Ödüllü koreograf Justin Peck’in desteğiyle, daha önce deneyimlemediği bir tür olan müzikalin o ihtişamlı ve kıvrak dünyasıyla bütünleşmesi. Müzikal sınavını başarıyla geçmiş yönetmen.
Stefan Zweig’ın intiharından önce tamamladığı ve son eseri olan kısa romanı “Schachnovelle/Satranç”, Alman yönetmen Philipp Stölzl tarafından perdeye taşındı. Film, New York’tan Buenos Aires’e giden bir gemideki satranç oyununa odaklanırken Nazilerin uyguladığı baskı ve şiddeti tüm dehşetiyle hissettiriyor.
Rus sinemasından heyecan verici bir bilim kurgu… Kirill Serebrennikov’un, Alexey Salnikov’un “The Petrovs In and Around the Flu” adlı romanından uyarlayıp yönettiği “Petrovy v grippe/Petrov Grip Oldu”, özellikle sinematografisi ile takdir topladı. Film, bir çizgi roman sanatçısı ve ailesinin, Rusya’yı saran grip salgınında yaşadıklarını anlatıyor.